ŞAHSEN VE BİZZAT

Öncelikle söyleyeyim biraz uzun bir yazı ve biyografi-otobiyografi tarzından ziyade hikayeye yakın bir tarzda yazılmıştır.

Hayatımda herşeyde olduğu gibi doğum günüm hakkımda da kesin bir bilgi yok maalesef. Annemin söylemesine göre 25 Temmuz günü doğmuşum. Fakat kimliğimde 25 Ekim olarak kayıt altına almışlar. ‘Bu zamanda babana bile güvenme’cilerden değilim ben, Annem öyle diyorsa doğrudur. Fakat resmiyeti de elden bırakmam. 25 Ekim’e devam anlayacağınız. Bugüne kadar sormadım fakat devletin resmi kayıtlarına göre Kırıkhan’ın Başpınar köyünde doğmuşum. Hatay’ın en güzel köşelerinden biridir Kırıkhan. Fakat kendimi bildim bileli Reyhanlı’da ikamet ettik. (Ailemden bahsetmemişim yazı bitimine doğru geri dönüyorum başa). 5 çocuklu bir ailenin en  büyük erkek çocuğuyum. 4 erkekten sonra bir de adını benim verdiğim Gökçe isminde dünyalar tatlısı kız kardeşe sahibim. Gençliğimin çokta ihtişamlı bir şekilde geçtiğini söyleyemem, sorunlar, ergenlik bunalımları, aile ile yaşanan gerimler filan. Fakat bunlar çok özel hayata girdiği için bilmenize gerek yok :P İlkokul ve ortaokul tahsilimi Reyhanlı’da yaptım diye klişe bir cümle kullanmak isterdim fakat ilköğretim sisteminin ilk mağdurlarıyız biz. Bizim zamanımızda zorunlu 8 yıl eğitim getirildi ve ilkokul ile ortaokul birleştirildi. İşin siyasetine girmeyeceğim ama 28 Şubat bizi teğet geçmedi işte…

Takdir ve teşekkürlerle geçen ilköğretim yıllarından sonra 4,61 diploma puanı ile Reyhanlı Yabancı Dil Ağırlıklı Lisesi’ne kaydoldum. Oldum olası sınavları sevmemişimdir. O zamanlarda bugünki SBS gibi sınavlar vardı ama Anadolu Liseleri gibi yerlere girecek puanı alamamıştım veya çalışmamıştım sınavlara (Şimdi diyeceksin diploma notunu hatırlıyorsun bunu neden hatırlamıyorsun, işime gelmediğinden değil gerçekten hatırlamıyorum). Her ergen gibi başarılı bir ilköğretim sürecinden sonra liseye gelince bocalayan büyük çoğunluktan biriyim. Bir de nereden akıl ettiysem Yabancı Dil Ağırlıklı yeri, temelde ingilizce olmayınca ve haftada 24 saat ingilizce dersi görünce ister istemez sıkılıyor insan… Ayrıca lisede dil bölümü açılmayınca üstüne üstelik bir de sözel bölüm açmadıklarından dolayı maalesef matematikten nefret eden ben, haliyle düşük notlar aldım. İşi özetinde sorunlarla dolu bir lise hayatı geçirdim diyebiliriz. Öyle abartılacak derecede bir lise grubumuz olduğumuzu da söyleyemem tabii.. Halâ görüştüğümüz bir çok insan var o da şu zıkkım Facebook sayesinde diyebiliriz (Facebooku sevmiyorum, yanlış anlaşılmasın). Şu an ne bilim kilo vermiş-almış arkadaşlarımı görsem tanımakta güçlük çekebilirim. Bunun sebeplerinden biri de liseden sonra çok fazla insan olan ortamlarda bulunmam ve hafıza sorunları çekmem sebebiyledir. Böyle bir olayla karşılaşırsanız arkamdan küfür etmeyin! (Maalesef böyle bir olay oldu ve Hatay’dan Ankara’ya giderken aynı otobüste gittiğimiz lise arkadaşımı tanıyamadım. Kafam çok doluydu ve Ankara’ya dönmemin de can sıkıntısı vardı. Özür diliyorum affetsin beni.)

Lise bitiminde bende ÖSS’ye girdim haliyle… 190 küsür puan aldım yanlış hatırlamıyorsam alanımda fakat  dönem hem maddi hem de bulunduğu farklı durumlar sebebiyle üniversiteye gitmedim. Ayrıca hep nefret etmişimdir üniversite ortamlarından. Akranlarımından bir çok üniversitelinin verdiği imajdan mıdır nedir anlamadım ama okulu tavşan yuvası görüp, arkasına bir de laçka ders çalışmalarını görünce soğumadım değil hani… Lisede istediğim bölüm Basın-Yayın idi ( Kaldı ki alaylı olarak o bölümde çalışıp, kendimi yetiştirdim diyebilirim).  Fakat puanım hem yetmiyordu hem de yukarı da bahsettiğim sebepler işte…

Ve internet. Benim hayatıma girdiği andan itibaren içine edeceği belli olan yüzyılın buluşu. Liseye ilk başladığım yıllarda bilgisayar kullanmaya başlamış, geleceğin bu merette olduğunu keşfedenlerden biriydim… HTML, hazır site araçları, mynetsite, hazır javascript kodları, warez scriptler, ücretsiz hostingler gibi birçok anahtar kelime sayabilirim bu hususta… O zamanda maddi durumum iyi olsaydı bende şu an 2-3 karakterli domain sahibi olup, bir çok jenerik domain rezerve edip şimdi paranın… Öyle işte :)

Ve lise biter… Lise biter bitmez kendimi Sivas’ta buluyorum. Sebebi orada bir internet şirketi kurmak, internet vasıtasıyla iletişimde olduğumuz 2 partili ile. Bendeki de aslında iyi cesaret. Artık lise bitsin de şu yerden kurtulayım diye mi nedir çıkıp gidiyorum. Sivas’ta iyi anılarım yok, zaten 6 ay filan kalıyorum oralarda. Hatırlamak istemiyorum. Yaşananlar bana kalsın ve hakkımı orada 2 kişiye helal etmiyorum (detaylara girmek istemiyorum). Sonra İstanbul macerası başlıyor. TürkGuard diye bir firma da çalışmaya başlıyorum. Orda da olaylar olaylar. Barış abi, Recep, Kaan ve bi kazıkta ondan yediğimiz Hakan abi. Recep kardeşimi buradan rahmetle anıyorum. Trafik kazasında vefat ettiğini öğrendiğimde gerçekten çok üzülmüştüm. Melek gibi bir kalbe sahip değerli bir insandı.  Sonrasında orada işe girmeme sebep olan Murat abinin kardeşi Tevrat için Samsun’a gitme maceramız başlıyor. Samsun’da da 1 yıl yaşıyorum neredeyse. Samsun’da çok güzel insanlarla tanıştım, başta Ocağımızın değerli başkanı Recep Temel, Sami Taşkın, Coşkun Arslan, Mustafa Akak hocam, Ramazan Soylu hocam, İbrahim Başer ağabey, Raşit Hayırlı ağabey, Kamil ağabey, Ocağımıza yakın işyeri olan Alpay abi gibi çok değerli insanları tanıma fırsatım oldu. (Bu vakte kadar anlattıklarda iyi olanları ve iyileri yazıyorum, kötülükler aklımın bir köşesinde…) Samsun’da iken Osmaniye’de yaşayan ve değerli Harun abiden bi teklif geldi. BBP Genel Merkezi’nde internet işlerinden filan anlayan birine ihtiyaç var. Seni önerdim kabul ettiler gibisinden bişeyler söylemişti. Bende neden olmasın dedim. İdolümüz olan ve bizim gözümüzde ulaşılmaz olan liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ile aynı binada olup, O’nun işlerini yapacaktım. Ocaktaki ağabeyler ile bunu paylaşınca ve onlarında bu konuda hemfikir olduğumuzu öğrenince Ankara macerası başlamış oluyordu. Görkemli bir tören ile :) Samsun’dan Ankara’ya yolcu edildim. (Bu arada söylemekten gurur duyuyorum, Alperen Ocaklı ve BBP’liyim.)

Doğum günüm olan 25 Ekim 2006 günü BBP Genel Merkezi’nde mesaiye başladım (İş demiyorum, çünkü bu halâ işten öte bir görevdir benim için). Öz ablam olsa bu kadar değer verebileceğim Başak Karsak ile tanışmamız da o güne dayanıyor. Genel Merkez’de ilk günüm Hakkı Öznur başkanın gazı ile başladı :) Sonrasında Hakkı başkan, Muhsin Başkanı alıp benim çalıştığım odaya getirmesi ve ilk günün heyecanını anlatamam. Keza bir efsaneyi, kitaplarda okuyup, basında takip edip sonrasında aynı çatı altında mesai yapmak anlatılması imkansız bir haz ve güzellikte olaydır bir Ocaklı için…

25 Mart 2009′a kadar iyisi ve kötüsü ile birçok olay yaşadık  ‘Tuna caddesi 28 numara’da… Sokağın sonundaki  kapalı otopakta bomba yüklü araç mı dersin, tayini için uğraştığımız insanın genel merkezden gönderme çabaları mı dersin, 3 yıl uğraşıp bir türlü yayına veremediğimiz internet sitesi taslakları mı dersin… Allah razı olsun Başkanım senden… Ne güzel insanmışsın sen diyorum sadece, mekanın cennet olsun, inşallah hesap vakti iyiliklerin ve doğruların olduğu taraf ağır gelir…

Başkanın o lanet helikopter kazası sonrası öldürülmesinden sonra birçok şey değişti hayatımızda. Genel Merkez’den Mayıs ayında yapılan kongre sonra ayrıldım zaten (Sebebine girmiyorum, bende ve bilenlerde kalsın). Allah razı olsun İlker Kayalıoğlu ağabey ayrılmamın hemen sonrası ‘gel çalış dedi işyerimde’. 1 ay sürmedi, çünkü o işi yapabilecek kabiliyetim yoktu ve üzmekte istemiyordum. Sonrasında artık adını anmama kararı aldığım bir şahsiyet vesilesiyle Habervaktim.com’da editör olarak çalışmaya başladım. Aralık 2009 ile Nisan 2010 arası gece ve gündüz editörlüğü yaptım. Sonrasında bu adını anmak istemediğim kişinin teklifi ile… neyse bu kısmı atlıyorum. Yoksa ağzımdan kötü laf çıkacak…

Bu arada Barış Avcı’yı ayrıca anmadan geçemeyeceğim. Benim bahtsız ağabeyim.. Başak ablayı ne kadar ablam kadar sevip sayıyorsam, Barış abiyi o derece öz abim kadar sever sayarım. Zor günler geçirdiğim şu zamanlarda kimsenin yapmayacağı büyüklükte  iyilikler sunmuştur ve devam etmektedir. Minnet ve şükran borçluyum.

Ve 2012′ye başlarken… 6-7 aydır sıkıntılı geçen zamanın sonrasın kendimi toparlamış, internet projelerime odaklanır bir hale geldim. Aklımda İstanbul’a gitmek var şu sıralar… İş ve kalacak yer ayarlamalarını yapıyorum. Ankara 5 yılımı aldı ama bana da çok şeyler öğretip kattı… ( Tamam sakin olun Behzat Ç. modunda Ankara muhabbeti yapmayacam) Hayat hikayesi tarzında olan bu yazı sürüp giden bir hayatı anlattığı için sık sık değişikliğe uğrayacaktır zaten. İsmini unuttuklarım ve yazmadığım bir sürü detay var. Yazmaya değer görülenleri zaten ekleyeceğim. Baya uzun bir yazı olduğu için karışıklık doğalır, affola…  Sayfayı yoruma kapatıyorum, benimli ilgili bir sorun veya probleminiz olursa iletişim yolları gayet açıktır.

Unutmayın; ekinler baş vermeden kör buzağı topallamazmış.